22 Aralık 2011 Perşembe

Boykot

Su siralar yine yeni yeniden gundemde olan bir konudan bahsetmek niyetim. Malum Fransa boykotu. Tamam guzel de ne kadar surecek dersiniz bu kez? Bir ay, uc ay, bir hafta, birkac gun?? Bugune kadar benzeri oyle cok sayida yapildi ve oyle etkin(!) sonuclandi ki inanamazsiniz! Yetmedi bircok vatandasimiz da bunun ceremesini cekiyor!

Yahu bu kadar bagirip sacma ve stratejisiz gelisine vuruslarla bu meselede kac gol atilir kac sampiyonluk alinir ki? Mumkun mu? Ne yapalim oooyle oturalim mi diyorsunuz anliyorum. Peki o zaman siz soyleyin bu ulkede kac kisi Fransiz urunlerine "tutkun"? Biz pazarda kapis kapis lacoste mu aliyoruz Allah askina? Givency surmezsem sokaga cikamam diyen grup 70 milyonun yuzde kacina tekabul ediyor? Boyle ufak tefek urunlerdense gercekten boykotu akaryakit (Total) ve otomotivde (Peugeot) gosterin samimi iseniz derim. Ki o bile sinek isirigi kadar bir uyaridir. İki sise parfumle uc tshirtle kimseye birsey olmaz diplomatik iliskiler noktasinda da hicbirsey degismez. Devede kulak bile degil butun bunlar. Arabana binip totale gidiyorsan o gun parfum surmesen de parfum fabrikasi kadar katkin oluyor zaten Fransaya, cicekler de eve meve gelmiyor ustelik!

Dusunuyorum da, bununla beraber bu konuda Allaha dua eden, devletimiz yararina hayir adimlar atsinlar diye Meclisteki temsilcilerimize Allahtan hayir dileyen kac kisiyiz acaba, Turk usulu yukseleni pacasindan asagi cekmeyi birakip? Atalarimiza sahip cikmak sadece uc kurusluk boykotlarla olmaz kardesler, komple kalbi hayra bagislamak lazim.. Ki dilin varmadigina da ciglik ciglik niyaz etsin. İcinde samimiyet barindirmayan hicbir girisimin hayirla sonuclanacagina ihtimal vermem. İs sahibinden kan cikmadikca digerlerinden ter cikmaz diye bir laf vardir. Vatandas olarak biz "uzerimize duseni" yapacagiz ki tersiz alin kalmasin! Bu kadar islaga da her alin pâk olur ortada cekisme sorun morun kalmaz buna inanin..

14 Kasım 2011 Pazartesi

Soğuğun Vicdana Değdiği Şehir: VAN

Bugüne kadar deprem üzerine pekçok şey yazıldı. Uzman ya da değil, birçok insan konu üzerine bir takım değerlendirmelerde bulundu. Kimi doyurdu kimi daha da acıktırdı. Nitekim sonuç değişmedi, tıpkı 1999'da olduğu gibi. Ancak arada çok ciddi ve altı kırmızı kalemle üç-beş kere çizilesi bir fark, bir önemli detay var: mevsim!

1999 depremini İstanbul Avcılar'da yaşamış biri olarak söylüyorum, mevsim kış olsaydı durum bin beter olurdu o gün. Bazılarınız kızabilir, bazılarınız yorumsuz kalabilir ya da destekleyebilir. Ama Sezar'ın hakkı da Sezar'a. En azından bu kez depremin hemen ertesi günü ulaşabildi insanlar yakınlarına, hem interaktif (telefon,vb.) hem de fiziksel olarak. Oysa o gün durum çok farklıydı. Üç gün haber alamadık Çınarcık'tan,örneğin. Çınarcık nere Van nere. Burada bir durup hakkı teslim etmek gerek.

Diyeceksiniz ki yeter mi? Elbette hayır! Bir zaafiyet var mı? Kesinlikle!

Öncelikle kimse şahsen beni 2011 yılında kış mevsiminde,özellikle de her yıl -15 hatta -20 dereceleri gören bir iklimde gerçekleşmiş bir felaketin mağdurlarına hangi akla hizmet "naylon çadır" gönderildiğine ikna edemez. Nerde o çadırda zatürree olup canından olan o minicik yavrunun, o cayır cayır yanan anne yüreğinin hesabını versin.

Tamam, pekçok yardım ulaştı vatandaşlarımızdan Van'a, ama hangi battaniye o soğuğu yüzde yüz geçirimsiz kılabilir ki? Hem yok mu prefabrikleriniz arkadaşım? Bu nasıl vicdandır?

300 çocuk zatürreeyle 300 anne baba evladının gözünün önünde erimesiyle perişan..

Yeri gelmişken, Sayın Ahmet Tezcan'ın EvimEvindirVan projesini desteklemekle beraber (evim küçük olduğundan) gerçekleştiremediğim için oldukça üzgünüm. Bu vefayı gösterenlere de ayrıca saygı duyuyorum. Belirtmeliyim.

Yapabileceğimiz yalnız dua mıdır? Soğuğun titremediği vicdanlarımıza koyup aklımızı,kalbimizi tekrar düşünelim şimdi. GERÇEKTEN yapabileceğimiz bu kadar mı?

İlk Selam...

Merhaba...

Sözlük anlamıyla benden size zarar gelmez... Doğrudur.

Burada kendimce gündemdeki konular hakkındaki görüşlerimi paylaşmayı düşünüyorum.

Selam ile...

Selametle...